TÜBİTAK 2209-A ARAŞTIRMA PROJESİ
TÜBİTAK 2209-A ARAŞTIRMA PROJESİ
Lizbon Depreminin Aydınlanma ve Kant Felsefesi Üzerine Etkisi
1 Kasım 1755 sabahı gerçekleşen Lizbon Depremi, Avrupa düşünce tarihinde sadece fiziksel bir yıkım değil, derin bir zihinsel kırılma noktasıdır. Yaklaşık 60 bin insanın hayatını kaybettiği bu felaketin bir dini bayramda gerçekleşmesi, kiliselerin yıkılarak inananların enkaz altında kalması, o güne dek hakim olan Leibnizci "mümkün olan dünyaların en iyisi" iyimserliğini temelinden sarsmıştır. Bu olay, doğanın düzeni ve Tanrı’nın adaleti üzerine sorulan soruları teolojik bir kriz haline getirerek Teodise (Theodizee) kavramını modern düşüncenin merkezine taşımıştır.
Aydınlanma, Orta Çağ’ın dogmatik bilgisinden koparak akılcılık, bireysel özgürlük ve sekülerleşmeyi merkeze alan bir süreçtir. Locke ve Newton’un açtığı yolda doğa, artık korkulan bir gizem olmaktan çıkmış; yasaları keşfedilebilir bir mekanizma olarak görülmeye başlanmıştır. Lizbon Depremi, bu yeni rasyonel bakış açısının en büyük sınavı olmuş; felaket karşısında pasif bir teslimiyet yerine, aklın ışığında doğayı anlama ve toplumsal sorumluluğu üstlenme gerekliliği ön plana çıkmıştır.
Felaket sonrası gelişen felsefi tartışmanın kalbinde Voltaire ve Rousseau yer alır. Voltaire, Candide adlı eserinde kötülüğün bu boyutta olmasını rasyonel bir iyimserlikle açıklamanın imkansızlığını savunarak teolojik kaderciliğe sert bir darbe vurmuştur. Buna karşılık Rousseau, sorumluluğu doğadan alıp insana yüklemiş; çok katlı binaların ve plansız kentleşmenin ölümleri artırdığını belirterek, felaketi toplumsal ve mimari bir perspektifle yeniden tanımlamıştır.
Immanuel Kant, depremi "Tanrı’nın gazabı" olarak gören dogmatik anlayışı reddederek süreci bilimsel bir zemine taşımıştır. Deprem üzerine yazdığı üç makalede, doğayı artık teolojik bir öfke öznesi olarak değil, fiziksel yasalarla işleyen bir süreç olarak ele almıştır. Kant’ın bu tutumu, sismolojinin habercisi sayılmakla birlikte, insanın felaket anında diz çökmek yerine kendi aklını kullanma cesareti göstererek rasyonel önlemler alması gerektiğini vurgulayan bir "erginleşme" çağrısıdır.
Lizbon Depremi, Avrupa’nın çocuksu iyimserliğini sona erdirmiş ve Aydınlanma’yı daha eleştirel bir noktaya taşımıştır. Kant’ın "Otantik Teodise" kavramıyla vurguladığı üzere, kötülük artık teorik olarak Tanrı'yı aklama çabasıyla değil, pratik aklın ve ahlaki sorumluluğun alanı olarak görülmelidir. Bu araştırma sonucunda görülmüştür ki; jeolojik sarsıntılar toplumsal bir uyanışı tetiklemiş, modern insanın doğa ve kendi aklı ile kurduğu bağı yeniden tanımlamıştır.